Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Hajiyeva, ruhsal yaş ile kronolojik yaş arasındaki farklar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle sosyal ilişkilerin, yeni deneyimlerin ve yaşamla kurulan bağın ruhsal gençlik üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Ruhsal Yaş ve Kronolojik Yaş
Dr. Hajiyeva, çağımızda yaşın çoğunlukla yalnızca takvim üzerinden değerlendirildiğini belirterek bazı insanların 30 yaşında hayattan kopmuş gibi görünürken, 70 yaşındaki bazı bireylerin hâlâ yaşam enerjisiyle çevresine ilham verebildiğine dikkat çekti. Bunun sadece biyolojik faktörlerle ilgili olmadığını, kişinin ruhsal yaşı, yaşamla kurduğu bağ ve zihinsel esnekliği ile doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti. Zihnin kendisine sürekli anlatılan hikayelere inanç eğiliminin olduğunu vurgulayan Hajiyeva, olumsuz düşüncelerin zihni geri çektiğini, pozitif düşüncelerin ise zihinsel canlılığı desteklediğini aktardı.
Duraksama Zamanla Yaşlanma Sebebi
Dr. Hajiyeva, zihnin yaş aldığı için değil, duraksadığı için yaşlandığını dile getirerek öğrenme isteğinin kaybolmasının ve merak duygusunun azalmasının zihinsel yaşlanmayı hızlandıran önemli etkenler olduğuna işaret etti. Tekdüze yaşam biçiminin bu süreci desteklediğini ifade eden Hajiyeva, her günün bir öncekinin tekrarı haline gelmesinin zihin üzerinde "otomatik pilot" etkisi yaratarak, uzun vadede yaşam sevincini azaltabileceğini söyledi.
Yeni deneyimlerin zihin üzerinde canlandırıcı bir etkisi olduğunu belirten Hajiyeva, insanların yılların nasıl geçtiğini anlamadıklarını, çünkü beyinlerinin yeni olmayan bilgileri kaydetme ihtiyacının olmadığını vurguladı. Günler birbirinin benzeri hale geldiğinde zaman algısının silikleştikçe kronik stres, tükenmişlik ve duygusal donukluk hislerinin ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.
Yeni Başlangıçlar Her Yaşta Mümkün
Toplumda yaş ile ilgili yerleşik birçok mesajın da ruhsal yaşlanmayı hızlandırdığına dikkat çeken Hajiyeva, "Artık bu yaştan sonra olmaz" gibi ifadelerin insanların yaşamla bağını zayıflatabileceğini belirtti. Ancak her yaşta yeni başlangıçlar yapılabileceğini, 40 yaşında yeni bir meslek öğrenmenin, 50 yaşında yeniden âşık olmanın, 60 yaşında üniversite okumak ya da 70 yaşında yeni bir projeye başlamak gibi olanakların mevcut olduğunu söyledi.
Ruhsal yaşlarını takvim yaşlarından daha genç tutmanın yaşam enerjilerini koruduklarını sözlerine ekleyen Hajiyeva, ruhsal olarak genç kalmanın önemli yollarından birinin yeni deneyimlere açık olmak olduğunu vurguladı. Yeni deneyimler büyük ve hayat değiştirici olmak zorunda değil; daha önce gidilmemiş bir yerde kahvaltı yapmak, farklı bir yoldan yürümek veya yeni hobiler edinmek de zihni canlandırabilir. Beynin yeni deneyimlerde dopamin salgıladığına ve bu durumun yaşam enerjisini artırdığına da dikkat çekti.
Sosyal İlişkilerin Önemi
Dr. Hajiyeva, sosyal ilişkilerin bireylerin aidiyet hissini güçlendirdiğini ve yaşamla bağlarını diri tuttuğunu belirtti. Yalnızlaşmanın artmasıyla birlikte kaliteli ilişkilerin ruh sağlığı açısından büyük bir önem taşıdığını ifade etti. Kahkaha, sohbet ve anı paylaşımının bile kişinin kendisini canlı hissetmesine katkı sağladığını vurguladı. İnsanların hayatlarından hızla çıkaramadıkları ilişkileri onarmaya ve korumaya çalışmanın daha sağlıklı olabileceğini düşündüğünü ifade etti.
Ruhsal gençliği destekleyen diğer bir unsurun fiziksel hareket olduğuna da değinen Dr. Hajiyeva, spor yapmanın, dans etmenin ve bedeni hareket ettiren aktivitelerin zihinsel ve duygusal sağlığı desteklediğini belirtti.
Geleceğe Bağlantı
Gelecekle bağ kurabilmenin insanların yaşam enerjisini koruduğunu vurgulayan Hajiyeva, gelecekle ilgili küçük planlar yapmanın bile zihni canlı tutabileceği mesajını verdi. Gelecek duygusunun kaybolmaması gerektiğinin altını çizen Hajiyeva, genç hissetmenin yaşın gerçekliğini inkâr etmek anlamına gelmediğini dile getirerek yaş almanın deneyim ve olgunluk kazandırdığını belirtti.
Sonuç olarak, ruhsal yaşlanmanın hayata karşı merak, heyecan ve umudun kaybı olduğunu belirten Dr. Hajiyeva, ruhu genç tutmanın yolu olarak yeni deneyimlere açık kalmayı, sosyal bağları güçlendirmeyi ve umut veren düşünceleri zihinle iletmeyi önerdi.












